Ana dil hakkı, birçok toplumda önemli bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle çok dilli toplumlarda, ana dilin kullanımı ve eğitimi, toplumsal aidiyet duygusunu artırarak, devlet-millet kaynaşmasını güçlendirebiliyor. Ancak, bazı kesimlerde ana dil hakkı, bölünme ve parçalanma korkuları ile ilişkilendiriliyor. Bu noktada, HÜDA PAR Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir'in konuşması, konuya farklı bir bakış açısı getiriyor.
Demir, ana dil hakkının siyasi veya etnik menfaat gütmek için kullanılamayacağını vurguluyor. Ona göre, bu talebin meşruiyeti, hukuki veya devletlerin söylemi ile değil, Allah'tan gelmektedir. Bu nedenle, kimsenin bu hakka el uzatmasına hakkı yoktur. Demir, ayrıca, bölünme korkularının yersiz olduğunu, Osmanlı İmparatorluğu döneminden örnekler vererek açıklıyor. Geçmişteki çok dilli eğitim yapısının, devleti zayıflatmak yerine güçlendirdiğini ifade ediyor.
Cumhuriyet öncesi döneme atıfta bulunan Demir, "Cumhuriyetten önce medreselerde herkes kendi dili ile eğitim görüyordu. 600 yıllık Osmanlı döneminde bu tür şeyler parçalanmaya ve bölünmeye sebebiyet vermiyordu, tam tersi kuvvet ve güce faydası vardı. Bugün ise bazı kesimler bu tür şeyleri, o hakları vermemek için bahane ediyorlar," sözleriyle mevcut yasakçı zihniyeti eleştiriyor. Bu noktada, Demir'in vurguladığı gibi, ana dil hakkı, bir bölünme gerekçesi değil, kardeşliği pekiştiren bir harç olarak görülmelidir.
Demir, ana dilde eğitimin toplumsal aidiyet duygusunu nasıl artıracağını anlatırken, devlet-millet kaynaşması için önemli bir reçete sunuyor. Ona göre, eğer bu meselenin önündeki engeller kalkarsa, halk kendi ana diliyle eğitim alırsa, konuşursa ve yazarsa, kardeşlik daha da sağlamlaşır. Eğer bunlar olursa, halk daha fazla devletine sahip çıkar. Arap olan, Kürt olan, Türk olan herkes, bu memlekette kendini görürse, bu memlekete sahip çıkar, çünkü bu memleketi kendisinden görür.
Siyasetlerinin temel amaçlarından birinin Kürt halkının hak ve hukukunun temini olduğunu hatırlatan Demir, çözümün ancak İslam paydasında buluşmakla mümkün olacağını söylüyor. Ona göre, Arap, Fars, Türk ve Kürt, eskisi gibi bir olmayana kadar ve aralarında İslam'ı hâkim kılmayana kadar, içlerine yerleştirmiş oldukları hastalıktan kurtulamazlar. Allah'ın vermiş olduğu bu haklar, masum ve temiz olan şeylerdir; bunlar parçalanmanın değil, kardeşliğin sebebidir.
Panelde, sadece siyasi değil, sosyolojik vurgular da yapıldı. Demir ile birlikte sunum yapan diğer panelistler, dilin kuşaklar arası bağdaki rolüne ve kimlik inşasındaki yerine değinerek, dilini kaybeden bir neslin kendi medeniyetine yabancılaşacağı uyarısında bulundular. Bu noktada, ana dil hakkı, sadece bir siyasi veya etnik mesele olarak değil, aynı zamanda sosyolojik ve kültürel bir mesele olarak da ele alınmalıdır.
Ana dil hakkı, birçok toplumda önemli bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, bu hak, bölünme ve parçalanma korkuları ile ilişkilendirilmemelidir. Aksine, ana dil hakkı, toplumsal aidiyet duygusunu artırarak, devlet-millet kaynaşmasını güçlendirebiliyor. Bu nedenle, ana dil hakkı, bir bölünme gerekçesi değil, kardeşliği pekiştiren bir harç olarak görülmelidir. Toplumlar, ana dil hakkını, sadece bir siyasi veya etnik mesele olarak değil, aynı zamanda sosyolojik ve kültürel bir mesele olarak da ele almalıdır.
Yorumlar (1)
Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapın veya kayıt olun.