Günlük yaşamın her köşesine sızan siyaset söylemleri, işsizlik, yoksulluk, çevre kirliliği ve hayvan sevgisi gibi temel insani değerleri gölgede bırakıyor. Ahlak, anlayış, merhamet ve vicdan gibi toplumu bir arada tutan unsurlar zayıflarken, "toplumsal sevgi" kavramı da unutulma tehlikesiyle karşı karşıya.
Kamu kurumları, özel sektör ve esnaf arasında iş ahlakı ve etik anlayışı giderek azalıyor. Hizmet sektöründe ve kurumlarda zorla çalıştırılıyormuş hissi veren, isteksiz ve ilgisiz bir tutum hakim. En üzücü olanı, bireysel sorumlulukların ve iş ahlakındaki eksikliklerin sürekli olarak siyasi gerekçelere bağlanmasıdır.
Mülklerini fahiş fiyatlarla satmak ya da kiralamak isteyenler, kendi açgözlülüklerini ve vicdan eksikliklerini siyasi ve ekonomik gerekçelerle örtbas ediyor. Keyfi zamlar ve etik dışı kazanç hırsı, piyasa koşullarından çok bireysel ahlakın eridiğini gözler önüne seriyor.
Gelir seviyesi ne olursa olsun toplumda derin bir doyumsuzluk hâkim. İmkânı olanlar şükretmezken, imkânı olmayanlar sürekli bir isyan içinde. Bu atmosfer, bireylerin sorumluluklarını ve manevi değerlerini dış faktörlere bağlamasını kolaylaştırarak toplumsal ruh sağlığını olumsuz etkiliyor.
Bu karmaşanın çözümü, yüce Allah’a olan inanç ve samimi bağlılıkla birlikte aile bağlarının güçlendirilmesinde yatıyor. Sağlam aile yapısı, sevgi ve saygı temelli bir toplum yaratır; bireyler işine, çevresine, doğaya ve insanlığa faydalı hale gelir. Aile bağları kırıldığında ise toplum yıkıma sürüklenir.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!