Çin Dışişleri Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi ve Policy Center for the New South’ta kıdemli araştırmacı olan Marcus Vinicius de Freitas, ABD’nin Brezilya’ya uyguladığı yüzde 50’lik gümrük vergisini yalnızca ekonomik bir önlem olarak değil, daha geniş bir stratejik baskı aracı olarak değerlendiriyor.
Freitas’a göre, Donald Trump’ın ilk başkanlık dönemindeki “Önce Amerika” yaklaşımı, bugün “Yalnızca Amerika” doktrinine evrilmiş durumda. Bu politika, yalnızca ticari rekabeti değil, siyasi hizalanmayı da şart koşan bir anlayış üzerine kurulu. Brezilya, diğer ülkelerin muafiyet aldığı tarifelerden nasibini alan ve pazarlıkla indirim sağlayamayan tek ülke olarak istisnai bir konumda.
Resmi gerekçe “Amerikalı işçileri korumak” olsa da, yazar bunun arkasında doğrudan siyasi mesajlar olduğunu savunuyor. Trump’ın, Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’yı, Güney-Güney işbirliği ve işçi hareketine dayalı dünya görüşünün sembolü olarak gördüğü belirtiliyor. Bu nedenle tarife, yalnızca ekonomik değil, stratejik bir gözdağı niteliği taşıyor; BRICS ülkelerine “ABD çizgisinden sapmanın bedeli vardır” mesajı veriliyor.
Freitas, Brezilya’nın bu süreçte yalnızca savunmada kalmaması gerektiğini, ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi, Çin ve diğer BRICS üyeleriyle bağlarını güçlendirmesi, nadir toprak elementleri gibi stratejik kaynaklarda bağımsızlığını koruması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, Dünya Ticaret Örgütü ve BM gibi çok taraflı platformlarda tarifeyi küresel dengesizliğin bir göstergesi olarak gündeme taşımanın önemine değiniyor.
Sonuç olarak, Brezilya’nın önünde kritik bir tercih bulunuyor: Başkasının ibretlik hikâyesindeki “tavuk” rolünde mi kalacak, yoksa çok kutuplu dünyada egemenliğini kararlılıkla savunan bir aktör olarak mı yükselecek? Freitas’a göre bu sınav, yalnızca Brezilya’nın değil, küresel güç dengelerinin geleceğini de etkileyecek